TÜRK RESMİNDE GRAVÜR VE GRAFİK SANATLARINDA BAŞLICA GELİŞMELER *1
Grafik sözcüğü eskiden sadece tahta, maden ve taş üzerine kazılarak hazırlanan daha sonra baskı yoluyla çoğaltılan resimler için kullanılıyordu. Bu gün kavramın alanı çok genişlemiş.
Türkiye’de kitap yayımı ile başlayan ve öğretici, eğitici ilkelerin çerçevesinde daha çok bilgi vermeyi amaçlayan ilk ilişkiler, zamanla Batılı üretim biçimlerinin batılılaşma hareketlerine paralel olarak Türkiye’de etkisini göstermesiyle grafik ve baskı sanatı, toplum yaşamının içine girmiş, özellikle sanayi ve endüstri alanında reklam ve propagandanın vazgeçilmez bir ögesi olmuştur. Grafik kavramı, bu gün baskı yoluyla çoğaltılan tüm etkinliklerin ortak ve yaygın bir adıdır. Reklama ve tanıtmaya yönelik çalışmaların yanında, salt artistik amaçlr için yaratıcı bir duyarlılığı da içeren bu kavram, özellikle 1950’lerden sonra Türk sanatçıları arasında her yıl çevresi genişleyen bir kabul görmüş ve teknik üstünlük, yaratıcı duyarlılığın gerektirdiği bir aşama olarak değerlendirilmiştir. Sanatçılarımızın bir kısmı boya resmin yanında baskı resmi, kendi çabaları açısından kaçınılmaz bir uğraş biçiminde görürken, bir kısmı da doğrudan doğruya bu alanda üretim yapmışlar. Böylece temel işlevi aynı olmakla beraber, Türkiye’de de “grafikçi” ve “ressam” diye tanımlanan ayrımlara geçilmiştir. Diğer yandan kavramlar arasındaki geçişli ilişkiler nedeniyle, grafik türü, baskı yoluyla çoğaltılan resimlerden başka desen, karakalem, pastel ve suluboya gibi yaygın dallar için de geçerli olmaya başlamış.
Yine de grafikçi nitelemesine uygun sanatçı uğraşları, daha çok taş, tahta ve metal gibi gereçler üzerine kazınarak ya da oyularak yapılan veya bu türlerin başka gereçlerle zenginleştirilen örneklerini içerir. Teknolojinin üstün bir düzeye ulaşmasıyla, baskıresmin Batı dünyasında özgün bir sanat düzeyi kazanıp ünlü sanatçıların değişik yöntemlerle hazırladıkları kazıresimler seçkin müze ve koleksiyonlarda yer almaya başladı.
Bizde Batıya yönelik sanat eğitiminin, doğadan desen çalışmalarıyla başlamış olduğu ve geleneksel sanat ürünlerimiz arasında taşbaskı halk resimlerinin önemli bir yer tuttuğu dikkate alınırsa, son çeyrek yüzyılın bu konudaki atılımlarını, daha çok bu birikime yormak gerekecektir. Ayrıca Batı dünyasının sanata ortamına, eskiye oranla daha yaygın ve bilinçli bakışlar yöneltilmesi, araştırma heveslerinin giderek amatör ve profesyonel çevrelere yayılması da, grafik dalındaki gelişmeleri körüklemiş. Türk resim sanatı geleneğinde, gerçekten de yağlıboya resimden çok, grafiğin yeri vardır. Türkiye’de en erken kullanılan baskı tekniği, litografidir. Eski halk masallarını süsleyen reismler, bu tekniğe göre hazırlanmıştı. Mustafa Aslıer, Köroğlu, Ferhat ie Şirin, Dünya güzeli gibi konuları kapsayan bu en eski taşbaskı resimleri Türk baskı grafiği sanatının öncüleri arasında sayıyor. Metal gravür ve seigrafi gibi baskı teknikleri ise Türkiye için oldukça yeni tekniklerdir.
GRAVÜR *2
Kazıma tarzı veya sanatı. Kazılmış ve taşbasması bit zeminden çekilen resim ya da estamp. Sanat olarak gravür, iki esas tekniğe göre yapılır. Tahta üzerine kabartma gravür ve Metal üzerine oyma gravür
Tahta üzerine tümsek gravür: Lifli tahta üzerine gravür, uç tahta gravür, tümsek gravürler, Japon gravürleri
Metal üzerine çukur gravür: Kazı gravürü, kalburlama gravür, kuru-uç gravür, siyah usul ve mazzo tinto, ofort, aqua tinta, kalem tarzı gravür, yumuşak vernik.
Taşbasması
Renkli Gravür:
Türkiye’de gravür, cumhuriyet öncesi II. Abdülhamit döneminde azınlıklar, evlerindeki özel preslerle gravür baskıları yapmışlardı. Sinyorina Gabuzzi bunlardan biridir. Dışarıdan gelen bazı yabancı gravürcüler de çalışmalar yaptılar. Ancak nerede baskı yaptıkları bilinmiyor. Osman Hamdi Bey tarafından açılan Güzel Sanatlar Akademisinde taşbaskıyla bazı çalışmalar yapıldı. En önemlisi Hoca Ali Rıza Bey’in denemeleridir. İlk gravür atölyesi; 1937’de Leopold Levy’nin Güzel Sanatlar Akademisi’ne gelişiyle resmen açıldı. Burada metal plaklar, iksilografi ve litografi çalışmaları başladı ve ilk Türk gravürcüleri yetişti. Bunlar daha çok yağlı boya resmin yanında gravür yapanlar yeni kuşak sanatçıları arasından çıktı. Levy zamanında gravür yapanların ilki Floransa’da, Felice Carena’nın atölyesinde uzmanlaşan Sabri Berkel idi. Sonraları Bedri Rahmi, Eren Eyüboğlu, Fethi Karakaş, Ferruh Başağa, Nuri İyem, Selim Turan, Fethi Kayaalp, Turan Erol, Nevzat Akoral, Mustafa Aslıer, Gündüz Gölönü, Mustafa Plevneli, Aliye Berger, Cihat Burak, Cemal Tollu, Nurullah Berk, Turgut Zaim bu alanda başarılı çalışmalar yaptılar. Türkiye’de en iyi gravür atölyesi Güzel Sanatlar Akademisindedir. Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisinin Grafik bölümünde ve Ziverbey Eğitim Enstitülerinde de bu konuda çalışmalar vardır.
TÜRK RESİM SANATINDA ÖZGüN BASKIRESİMLER *3RESİM SANATI İÇİNDE ÖZGÜN BASKIRESİMLER
“Gravür Sanatı”, “Sanat Grafiği”, “Özgün Baskı Sanatı” terimleriyle anlatılmak istenen sanatın, resim sanatı sayılması konusunda 15. yüzyıldan beri yapılan tartışmalar, yüzyılımıza açıklığa kavuşmuştur. Adam Ritter Von Bartsch 1821’de yayımladığı “Bakır Kazıma Bilgiler” kitabında ilk kez konuyu bilimsel olarak irdelemiştir.
15. yüzyılda ve sonraları, resim sanatçılarının bir bölümünün tablo resmi yapmanın yanında, sanatsal değer taşıyan baskı resimler yaptığını görüyoruz. Tahta kalıplardan resim basmak tekniği ile başlayan bu çalışmalara, aynı yüzyılda bakır kalıplardan basma ve 1799’dan sonra da taş kalıplara çizip basma çalışmaları katılmıştır. Gittikçe bakır yerine çelik, çinko, aliminyum gibi metaller ve metal alaşımları kalıp olarak kullanılmıştır.
16. yüzyıl başlarında Lucas Granach ve Albrecht Dürer’in tahta oyma-basma tekniği ile çoğalttığı dinsel konulu resimleri resim pazarına çıkmış, dosyalanmış dizi resimler veya tek yaprak resimler olarak satılmıştır.
17. yüzyıl başında Rembrandt metal oyma-basma tekniği ile dinsel konulu resimlerin toplanması ile bir “Dosyalanmış Sanat” oluşmaya başlamıştır.
Yüzyılımızda, özellikle ikinci yarısından sonra, baskıresim sanatında görülen patlama bu eserleri dosyalardan duvarlara, tabloların yanına çıkarmıştır. Kalıbını sanatçısının, yaratma süreci içinde kendi yaptığı, kendi bastığı veya basılmasını denetlediği, imzası ile özgünlüğünü belgelediği bu eserlerin resim sanatı sayılamayacağı tartışmaları bu patlama ve yayılma ile sona erdi. Bu tür eserlerin sanat ve özgünlük nitelikleri üzerinde tartışılabilir, ancak nitelikleri kanıtlanmış bir eserin baskıresim olduğu için sanat ürünü sayılamayacağını savunan kalmamıştır.
GRAFİK SANATLAR *4
Grafik kavramı sanat terimi olarak hayli eskiye dayanır. Kökeni eski yunancadır. Anlamı yazı, resim ve çizgidir. Çağdaş sanat terimi olarak resim ve fotoğraf yoluyla yapılan tüm iletişim araçlarına verilen addır. Temeli kalıplar kullanılarak çoğaltma esasına dayanır. Sanatçı mesajını, resim, fotoğraf, illüstrasyon yazı yoluyla kitlelere iletir. Çoğaltma aracı olarak matbaa tekniklerini, film ve televizyonu kullanır.
Grafik sanatları temelde özgün baskı resim ve grafik tasarımı olarak ikiye ayrılır. Tarihsel gelişimini ele aldığımızda her iki yönünün de iç içe yan yana geliştiği görülür.
Bizde tezhiplerle bezenmiş, minyatürlerle süslenmiş el yazması kitaplar bir tarafa bırakılırsa gerçek anlamda grafik çalışmaları İbrahim Müteferikka’nın 1929 basımı yaptığı Vankul adlı sözlükle başlamıştır diyebiliriz. 19. yüzyılda ise ilk atlasın, ilk gazetenin, ilk pulun basıldığını görürüz. Meşrutiyetten sonra da ilk ilan şirketinin kurulduğuna şahit oluyoruz. 20. yüzyıl başında kitap kapaklarında grafiksel düzenlemelere yer verildiğini, İhap Hulusi tarafından afiş alanında ilk örneklerin yapıldığını, Münif Fehim gibi bir çok değerli sanatçının grafik tasarımı alanında ürün verdiğini biliyoruz.
Batıya resim öğrenimi için gönderilen genç sanatçılar da özgün baskı resim alanında bazı çalışmalar yaptılar. Yurda döndüklerinden sonra bu alanda eser veren bir kaç sanatçıdan söz edilebilir. Aliye Berger, Bedri Rahmi ve Orhan Peker gibi 1950’lere kadar sadece bu alanda eser vermiş sanatçı Türkiye’de azdır. Özgün baskı resim ilk defa Güzel Sanatlar Akademisinde, Prof. Sabri Berkel ve Leopold Levy tarafından öğretilmeye başlanmıştır. 1932 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş bölümünün açılmasıyla grafik dersi bu bölüme konmuştur. Bu derslerde Şinasi Barutçu linol baskı üzerinde öğrencilerini çalıştırmıştır.1964 yılından itibaren Hidayet Telli, Nevide Gökayral, Ziya Ünal’ın katkılarıyla grafik sanatları anadal haline getirilmiş, atölye olanaksızlıklarına rağmen hem grafik tasarımı hem de özgün baskı resim üzerinde daha ciddi çalışmalar başlamıştır. 1966’dan itibaren Veysel Erüstün hocanın gayreti ve yardımıyla iyi bir gravür atölyesi kurulmuş. Hamza İnanç’ın bölüm başkanlığı zamanında bu atölyeler pres yönünden zenginleştirilmiştir. 1966’dan 1980’e kadar bu atölyelerde Hayati Misman, Hasan Pekmezci, Behiye Eyikan, Hüseyin Bilgin gibi sanatçılar yetişmiş. Bu sanatçılar da Güler Akalan, Uğurgün Pamir gibi genç kuşak sanatçıların yetişmesini sağlamışlardır.
Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nun açılmasıyla grafik bölümü öğrenime başlamış Mustafa Roker’in bu okulda öğretim üyesi olarak çalışmaya başlamasıyla özgün baskı resim değer kazanmış bu alanda gerekli atölyeler kurulmuş, büyük bir gelişim göstermiştir. Güzel Sanatlar Akademisi’nde görev aldıktan sonra Grafik bölümünde serigrafi ve gravür atölyelerinin kuruluşunu sağlamıştır. Bütün bu atölyelerde öğretmenlik yapan ve bu atölyelerden yetişen, Nevzat Akoral, Mustafa Aslıer, Aydın Ayan, Alaattin Aksoy, Muammer Bakır, Sabri Berkel, Hüseyin Bilgin, Gönen Bulut, Gül Derman, Devrim Erbil, Veysel Erüstün, Gündüz Gölönü, Güngör İblikçi, Mehmet Güler, Mürşide İçmeli, Ergin İnan, Fevzi Karakoç, Hasan Pekmezci, Mustafa Pilevneli, Hayati Misman, Ali Teoman Germener, Süleyman Saim Tekcan, Adnan Turanlı, Ali İsmail Türemen, Zahit Büyükişleyen, Şenol Yorozlo kişiliği olan Türk özgün baskı sanatının oluşmasında çaba sarf etmişlerdir.
Baskı resim (gravür, litografi, serigrafi) ve ağaç baskı teknikleri grafik sanatlarının bir koludur. Ama özgündür ve boya resmin tüm özelliklerini taşır. Ondan ayrılan yönü çoğaltılmasıdır. Daha ucuzdur ve çağdaş yaşam biçimine uygundur. Bu yönü ile sanatın geniş kitlelere yayılmasında rolü fazladır. Taşıma ve sergileme kolaylığından dolayı günümüzde bir çok ülke bu sergilere katılarak sanatsal yönden özgürlüğünü ve kültür düzeyini diğer ülkelere tanıtma olanağı bulmaktadır. Türk sanatçıları kişisel gayretleriyle bu sergilere katılarak Türk özgün baskı sanatının çağdaş düzeyde olduğunu göstermektedir. Baskı resim bizde çok az sanatçı tarafından uğraşı dalı olarak seçilmiştir. Sanatçılarımızın bir kısmı bu alanda yapıt vermekten vazgeçmişlerdir. Bunun nedenleri cardır. Geçmişe dayanan geleneğimiz yoktur. Satış olanakları çok azdır. En önemlisi malzeme sağlamaktaki güçlüklerle atölye problemleridir.
Özgün baskı resim için gerekli malzeme ülkemizde üretilmediği için ithal edilmesi gerekmektedir. Gelen malzemeyi ise gümrükten geçirmek imkansızdır.
Her sanatçının bir baskı atölyesine sahip olması maddi açıdan imkansızdır.
Son yıllarda bu alanda çalışan sanatçılar azalmasına rağmen, üç dört yıldır bu alanda hiç umulmadık gelişmeler oldu.
Mustafa Doluer, Hayati Misman gibi bir çok sanatçı kişisel çalışmaları için gereken atölye düzeni gerçekleştirdiler.
Süleyman SaimTekcan her türlü baskı tekniğinin yapılabildiği, tüm sanatçılara açık büyük bir baskı atölyesini gerçekleştirdi. Batı standartlarına göre hazırlanmış bu sanat merkezi övgüye değer. Gören Bulut kendi olanaklarını zorlayarak sanatçılara açık bir özgün baskı atölyesi kurdu.
Devletten önce, Yaşar Holding2in bir kuruluşu olan Viking Sanayii, iki yıldır ödüllü özgün baskı resim sergisi düzenlemekte, Plastik Sanatları yalnız boya resim olarak kabul eden ve ödüllü yarışmaları sadece pentür alanında düzenleyen bir çok kuruluşa, çağdaş sanat çalışmalarında, özgün baskı resminde bir yeri olduğunu gösterdiler.
Tüm bunlar özgün baskı resmin, gelişimi ve geleceği bakımından olumlu çabalardır.
Grafik sanatlarının toplumla iç içe olan bir başka yönü de, afiş ilüstrasyonu, tipoğrafiyi, endüstri grafiğni, çevre düzenlemesini, animasyon ve çizgi filmleri kapsayan grafik tasarımlarıdır.
Afiş kitlelere, plastik sanatlar yoluyla mesaj veren bir iletişim aracıdır. Sokaktaki insan en yakın sanat olarak kabul onu kabul etmek gerekir. Galerilerde ve müzelerde sergilenen yapıtlar ancak küçük ve eğitilmiş bir grubun beğenisine sunulmuştur. Sokaktaki afiş ister istemez her insanın karşısına her yerde çıkar. Bir yerde afiş; sokaktaki sanat’tır. Nitekim bir ülkenin çağdaş düzeyde olduğu ve uygarlık derecesi sokaktaki grafik çalışmalarıyla ve afişleriyle ortay çıkar. Durum ülkemizde ele alındığında yapılan afişlerde sanatsal yön bir kaç istisna dışında hiç denecek kadar azdır.
Televizyon eğitimi eğlence yoluyla veren bir araçtır. Bu araçta grafik sanatlarının kullanılma alanı küçümsenmeyecek kadar çoktur. Reklamları ve yabancı filmlerin jeneriklerini bir yana bırakacak olursak doğrudan eğitimle ilgili programlardaki çalışmalar çağdaş düzeyde olmaktan çok uzaktır. Gençler ve çocuklar için hazırlanan programlarda animasyonlardan yararlanıldığı pek söylenemez. Çağdaş bir uygulama olan animasyondan mutlaka yararlanılması gerekmektedir.
Yabancı bir kaç çizgi filmin dışında televizyonda yerli çizgi filmlere rastlayamıyoruz. Dünya bu alanda büyük ilerlemeler kaydederken bizde bu konunun ele alınmaması üzücüdür.
Grafik sanatlarının önemli bir kolu kitap tasarımıdır.
Yeni nesillerin yetişmesinde kitabın payı inkar edilemeyecek kadar çoktur.
Çocuğa göre resimlenmiş, baskısı dikkatli ve temiz yapılmış, sayfa düzenlemesi iyi tasarlanmış bir kitap çocuğa daha iyiyi ve güzeli zorlanmadan öğretir. Ruhsal bakımdan daha dengeli yetişmesini sağlar, öğretim kolaylığı verir. Temizlik ve düzen duygusunu geliştirir. Sanat eğitimine yardımcı olur. Okuma alışkanlığı kazandırır. İyi bir kitaba sahip olmanın değerini anlayarak her türlü zararlı yayınlardan uzaklaşmasını sağlar.
ÖZGÜN BASKIRESİM SANATI: *5
Daha önce “gravür sanatı” veya “sanat grafiği” gibi deyimlerle anlatılan sanat çalışmaları için özgün baskı resim sanatı sözcüğünü kullanıyoruz.
Özgün baskı resim sanatı çalışmalarında, sanatçı resmin kalıbını oluşturur ve yaratma olayını sürdürerek özgün bir baskıresim elde eder. Bu resimden birden çok baskı yapar veya kedi denetiminde baskı yaptırır, bu baskıları sıraya göre sayılandırır ve imzalar. Kendi tespit ettiği sayıdan çok baskı yapmaz ve yaptırmaz. Ressamların sulu boya ve benzeri tekniklerle yapılmış resimlerinden, başka ustalar tarafından, bir özgün baskı tekniği ile yapılan kopyalar özgün baskı sayılmaz. Bu tür baskılar röprodüksiyon sayılır ve özgün baskı değeri taşımazlar.
Özgün baskı resim tekniklerinin bir bölümünde kalıplar elle oyularak yapılır. Bu kalıplardan basılan resimlere Fransızcada oyulmuş anlamına gelen “gravür” de denir. Ancak litografi, serigrafi, lichtdruck gibi baskı kalıbı oyulmadan yapılan tekniklerden de yararlanıldığından gravür sözcüğü özgün baskı resim sanatını tümü ile anlatmaz.
Özgün baskı resim sanatının başlangıcı Orta Avrupa’da 15. yüzyıla kadar iner. Bu çağda dini kitapların resimlerini basmak için tahta kalıplar oyulmuştur. İlk metal gravür, gene 15. yüzyılda yapılmıştır. Batıda Rönesans’ın yayılması tahta ve metal levhalar üzerine resim oyup basma sanatını da beraber geliştirmiştir. Bu sanat kuyumcuların sanatı olmaktan çıkıp ressamların sanatı olmuştur.
1798 yılında litografi dediğimiz taş kalıptan resim basma tekniğinin bulunması, kalıptan renkli basma imkanını da geliştirince, ressamlar özgün baskı resim işini daha sevmişlerdir.
20. yüzyılın başlarında, ressamların kalıpları oyarak ya da işleyerek resim basmalar ı, yağlı boya tablo resmi yapmak kadar önem kazanmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra daha da hızlanan bu yöneliş bu gün tüm dünyaya yayılmıştır. Bu gün doğunun ve batının zengin ülkelerini özgün baskı resim sanatı galerileri kaplamış durumdadır.
1882 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’nin açılışında bir gravür (hakkaklık) bölümü de kurulmuştur. Ancak o bölümden yetişenlerin ne eserleri ne de isimleri günümüze gelebilmiştir.
Özgün baskı resim sanatı, Türk resim sanatının çok genç bir dalıdır. Türkiye’de en erken kullanılmaya başlanan baskı tekniği taş baskı (litografi) tekniğidir. 18. yüzyılın sonunda Almanya’da bulunan ve getirilen bu teknik, Türkiye’ye oldukça erken gelmiştir. Harita ve kitap basmakta kullanılan bu teknikle bazı halk resimleri de yapılmıştır.
Önceleri ordunun hizmetine sunulan bu teknikten ilk yararlanan ressam, asker okullarında öğretmenlik yapan Hoca Ali Rıza’dır. 19. yüzyılın son yarısında, onun, karakalem resimlerinin benzerlerini taş baskı ile de yaptığını görüyoruz.
30-40 yıl öncesine kadar, halk kahvelerinin duvarlarına asılan “Köroğlu”, “Ferhat ile Şirin” gibi renkli levhalar taş baskı ile yapılmışlardır. Bu resimleri Türk baskı grafiği sanatının öncüleri sayabiliriz. Tahta kalıplarla resim basım tekniği bu yüzyılın başında, dergi ve kitaplara resim basmak için kullanılmıştır. Resimleri çizen, oyan ve basan ayrı ayrı kimselerdi. Bu nedenle çalışmalar bir üretim işinden öteye gidememişti. Tahta ve linolyum gibi malzemeyi oyarak serbest çalışmaları yapma işi, ilk defa Cumhuriyet devrinde, sanat eğitimi veren yüksek dereceli okullarda başlamıştır.
Metal gravür, serigrafi gibi grafik baskı teknikleri Türkiye için daha yenidir. Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde, 1936 yılında Prof. Sabri Berkel ve Fransız sanatçı Leopold Levy’nin öğreticiliği ile başlayan gravür çalışmaları, ancak son 20 yıl içinde belirgin bir gelişme göstermiştir. Tekniğin yayılıp sevilmesinde, gravür yapma imkanlarının da çoğalmasının payı büyüktür.
İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulunda iyi donatılmış yeni bir özgün baskı atölyesinin açılması (1962) genç sanatçıların gravür tekniklerine yönelmelerini sağlamıştır. Yeni tekniklerle kişisel yaratma güçlerini birleştirme fırsatını bulan gençlerin, kısa zamanda yeni ve kaliteli eserler ortaya çıkardıklarını görüyoruz. Özgün baskı resim sanatçısı Mustafa Aslıer tarafından Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulunda kurulan bu atölye, yaşlı ve genç, pek çok sanatçının özgün baskı resim yapmalarına imkan hazırlamıştır. Türkiye’de başka pres bulunmadığı için Bedri Rahmi Eyiüboğlu, Aliye Berger, Cihat Burak ilk metal gravürlerini bu atölyede basabilmişlerdir.
Günümüz özgün baskı sanatçılarından Erol Deneç, Mustafa Pilevneli, Ergin İnan, İsmail Türemen, Fevzi Karakoç, Kadri Özayten, Sabiha Erengönül, Uğur Üstünkaya ilk kez bu atölyede özgün baskı resim çalışmaya başlamışlardır.
Sonraki yıllarda Devlet Güzel Sanatlar Akademisi özgün baskı resim atölyesi onarılmış, Prof. Sabri Berkel yönetiminde çalışmalar açılmıştır. 1970’li yıllarda Ankara’da Gazi Eğitim Enstitüsü’nde de bir özgün baskı resim atölyesi kurulmuştur. Bu gün, resim öğretmeni yetiştiren kurumlardaki atölyelerle beraber sayı daha da çoğalmıştır. Ayrıca sanatçılardan da en az 10 kişi özel özgün baskı resim atölyesine kavuşmuştur.
1962’den sonra Türkiye’de özgün baskı resim sanatı alanında çok büyük bir gelişme ve yayılma başlamıştır.
Aslıer’e göre içinde bulunduğumuz dönemin sanatçılarını gerek kendi resim dilleri, gerekse kendi ortak yanları açısından gruplamak zordur. Bu sanatçı kuşak daha yoğun çalışmalarının ortasında. Bu çalışmalar tüm ürününü vermeden ve onlara daha geniş bir zaman açısıyla bakmadan, yerinde değerlendirme yapılamaz. Aslıer, şimdilik belirlenebilen özelliklere göre şöyle tanımlamalar yapmıştır.
Özgün Baskı Terimleri ve İmleri: *6
Özgün baskı kalıbı: Sanatçının yaratma olayı sürerken hazırladığı kalıp. Özgün baskı: Bu kalıptan yapılan baskı. Toplam Baskı: Aynı kalıptan yapılan baskıların tümü. Bir kalıptan kaç baskı yapıldığını veya yapılacağını saptamak ve baskı sayısı sınırının korunması sanatçının hakkı ve görevidir. Sanatçı baskının sınır sayısını kalıp üzerinde değil, baskı yapılan kağıtlar üzerine kendi yazısı ile imler. Bu yöntem 1880’den bu yana uygulanmaktadır. Sanatçı baskı yapılmış her yaprağın (baskı kağıdı veya kartonu, deri, kumaş vb) üzerine resim alt kenarının dışına genellikle sağ köşeye yakın grafit kalemle imzasını atar, imzanın hemen sağına eserin yapıldığı yılı yazar. İmza ve tarihin daha sağına veya sol köşeye yakın bir yere gene grafit kalemle, o yaprağın kaçıncı baskı olduğunu ve toplam baskı sayısını yazar. Sayılar, örneğin toplam baskı sayısı 60 olan bir eserin ilk baskıdan başlayarak diyelim ki 18. Baskı üzerine, imzanın hemen yakınına, 18/60 şeklinde yazılır. Baskının kaçıncı baskı olduğunu imlemek, baskı yapıldıkça yıpranan kalıplarda özellikle önemlidir. Çünkü ilk baskılar sanatçının yarattığı özgün resme en yakın olanlardır; baskı sayısı çoğaldıkça, kalıp yıpranması nedeniyle son baskılarda ayrıntılarda değişme ve kayıplar olabilir.
Çok renkli baskılarda, her renk kalıbından yapılan baskılar, basılma sırasına göre eş gelmeyebilir. Bu nedenle veya gelişmiş özgün baskı tekniklerinde ilk ve son baskı arasında ayrılık olmadığı için, baskı sırasına tam uyarak sayılmayı olanaksız veya gereksiz sayabiliriz. Bu durumda sanatçı, bir eserden yapılan baskıların tümünü gene kendisi sıraya koyar ve sayılandırır. İlk baskıların son baskılar göre maddesel değerinin daha yüksek olduğu kabul edilir.
Özgün baskı geleneğine göre yeğ tutulan baskılar vardır:
Kalıp ve baskı işlemleri malzeme ve sayı ayrılıkları nedeniyle yeğ tutulma niteliklerini açıklamış oluyoruz. Son yıllarda özgün baskı kalıplarından çok sayıda baskıların imsiz ve imzasız olarak sanat pazarına sürüldükleri görülmektedir. Bunlar düşük değerlerle satılmaktadırlar. Bu baskılara oranla imli ve imzalı, toplam sayısı sınırlanmış özgün baskı eserler her zaman yeğ tutulmaktadır.
Özgün Baskı ve Röprodüksiyon (Benzer Baskı) Ayrılığı : *7
Bir özgün baskı resmin özgünlüğü, sanatçısının o eserin kendi özgün baskı eseri olduğunun belgelemesi ile saptanır. Viyana’da 1960 yılında yapılan “Uluslararası Güzel Sanatlar Kongresi”nde özgünlükle ilgili olarak aşağıdaki kararlar alınmıştır:
“Özgün baskılar:
Bu koşullara uyma yönünde hangi olanakların bulunduğunu inceleyelim:
Buraya kadar saydığımız yöntemlerle üretilen baskılar özgün baskılar olarak nitelendirilmektedirler.
Resim 659
: Turgut Zaim, Yörükler, 18,5x22
cm, Linol oyma-basma-
Üzerindeki kıyafetlerden anlaşılacağı gibi, oturan ve kucağında bir erkek çocuğu olan ve elindeki iplerle çorap ören bir Anadolu kadını çizilmiş. Kadının boynunda boncuklardan yapılmış bir gerdanlık var. Arkada küçük bir çocuk semer vurulmuş bir eşekle görülüyor. Eşeğin yularından tutmuş gibi. Daha geride sağda cami ve gerisinde ağaçlar var. Linol üzerine kazılıp basılan bu basmada, siyah ve beyaz her tarafa eşit dağıtılmış nerdeyse.
Resim 660
: Ferit Apa, Yaşlı kadın 22x28
cm,
Linol oyna-basma- Beyazın hakim olduğu bu linol oyma basmada, kafası Anadolu kadının başladığı türden bir örtüyle sarılı yaşlı bir kadın var. Yaşlı kadının yüzü, çizgilerle ve kırışıklıklarla verilmiş. 80 yaş üzeri bir kadın portresidir.
Resim 661
: Mümtaz Yener, Manzara, 13x18
cm,Metal oyma-basma
Bir tepede kurulu yerleşim merkezi aşağıdan resmedilmiş. Ön planda ayrıntıya biraz yer verilmiş, diğer yerlerde kontür kullanılmamış.
Resim 662
: Neşet Günal, Çamaşırcı,
15,5x21,5 cm, Metal oyma-basma
Bir Anadolu kadının leğende çamaşır yıkayışı resmedilmiş. Yanında sırtı bize dönük bir kız çocuğu oturuyor. Ateşteki kazanda su kaynıyor, gaz lambası, kadının giysisi ve mekan, Anadoludaki yaşamdan bir kesit sunuyor. Sanırım Aquatinta yapılmış, her yerine el değmiş. Işık-gölge çok hoş, emek harcanmış bir metal oyma-basmadır.
Resim 663
: Fethi Karakaş,Kahvede oturanlar,
13x16 cm, Taş Basma (Litografi)
Bir grup insan deniz kenarında bir kahvede masalara oturmuşlar. Açığın çoğunlukta olduğu bu taş basmada (gölge) iyi verilmiş.
Resim 664
: Avni Arbaş, Portre 6,5x8,5 cm,
Metal oyma-basma
Orta yaş bir adam yarı beline kadar gösterilmiş. Masada oturuyor. Masada yarıya kadar içtiği bir şişe içecek bulunuyor. Adamın üstünde ceket, koyu bir iç kazak ve fotör var. İnce uçlu kazıma aletiyle çizilmiş, çizgiler sık sık kullanılıp, çok güzel gölgeler oluşması sağlanmış. Adam oturduğu yerde sanki bir şeyler düşünüyor, dalgın veya yorgunluk çıkarmıyor.
Resim 665
: Kemal İncesu, Portre, 10x13 cm,
Metal oyma-basma
gölgeler olmasaydı, tamamen tek çizgi ile, kontür çizilmiş bir portre. Orta yaş, başı örtülü, üzerinde kışlık pardesü olan, iri gözlü dalgın bakışlı bir bayan.
Resim 666
:Ferruh Başağa, Fethi
Karakaş’ın, Portresi, 18x23 cm,Taş basma(Litografi)
Taş üzerine kalın uçlu kontür çizip, ince uçla yer yer gölge verilmiş başarılı bir portrenin taş baskısı.
Resim 667
: Mazhar Olgun, Tavla oynayanlar,
13,5x19 cm, Metal oyma-basma
Ön kısımda tavla oynayan iki kişinin etrafını saranlar, arka planda da seçilmesi güç yine kahvede oyun oynayanlar resmedilmiş. Resimde bol çizgi kullanılmış, geriye derinliğe inildikçe çizgiler artmış. Işık koyuluğa rağmen, az yerde ama etkili kullanılmış.
Resim 668
: Nejad , Salon, 9x12 cm Metal
oyma-basma
Pek ışıksız bir salonda, masa, sandalyeler, masanın üstünde eşyalar, dolaplar, perdeler, ayna ve seçilmesi güç eşyalar yer alıyor. Herşey kontürle verilmiş, ışık-gölge eksikliği var.
Resim 669
: Mustafa Aslıer, Köylü, 9x12 cm,
Linol oyma-basma
Bu linol baskıda ilk dikkatimi çeken şey; ışığın tutarsızlığıdır. Bir baca üzerine oturan, bir koluyla yerden destek sağlamış olan bir köylü, arkada kuru yapraksız ağaçlar var. Figür üzerine resmin solundan ışık verilmiş olmasına rağmen, figürün gölgesi de resmin solundaki yere verilmiş, yerin sağ kısmı ışıklı. Sanırım sanatçımız resim yüzeyinde ışık dağılımını, açık-koyuyu ayarlamak için yapmıştır.
Resim 670
: Mustafa Aslıer, Bekleme
salonunda, 17x 19,5 cm, Linol oyma-basma
Solda bir köylü kadını bankta oturmuş, kafası göğsünde, kolları arasında tuttuğu uzanan bir çocuk var. Yerde bir sepet. Resmin sağında kadına bakan iki köylü tiplemesi oturmakta. Resmin adına bakarsak bir iç mekan. Ancak dış mekan izlenimi veriyor. Resmin sağında küçük ve etrafı aydınlatmış bir ışık görünüyor. Ve burda figürün üzerine düşen ışık sağdan geliyor! Belki de sağdaki sadece salonun uzağındaki yanan bir ampuldür. Fakat bu resimdeki iç mekan havası rahatlıkla verilebilirdi.
Resim 671
: Muammer Bakır Çoban, 28x55 cm,
Tahta oyma-basma
İki ayrı tahta kalıptan yapılan renkli bir çalışmadır. Gökyüzü için direkt ağaç dokusundan yararlanılmış. Çoban ve koyunları için ayrıca kalıp hazırlanmış. Açık-orta-koyu değerler mevcut. Gökyüzündeki çizgiler Munch’un Çığlık’ını anımsattı. Belki bu da çobanın çığlığıdır.
Resim 672
: Ali Teoman Germaner
(Aloş),Aloşname 1’den,20x30 cm,Metal oyma-basma.
Çeşme başında iinsan hayvan karışımlı iki canlı resmedilmiş. Üzerlerinde örtüleri var. Resmin kimi yerleri çizgilerle kimi yerleri lekelerle doldurulmuş. Sakin alan yok gibi
Resim 673
: Mustafa Aslıer, Derehisar
Köyünden, 25x32,5 Monotipi
Güneşli bir yaz günü ön planda duvar dibinde ayakkabılarını çıkarmış uyuyan bir köylü ( gölgede ). Biraz geride kağnıyla ot taşıyan iki öküz, bir kadın görünüyor. Arkalarında köy evleri. Açık-orta-koyu değerler ve ışık-gölge çok etkileyici. Desen tadında yapılmış mükemmel bir yapıt.
Resim 674
: Mustafa Aslıer, Bizim evde,
23x33, Monotipi
Şöminenin yanında çömelip, bir kapdan başka bir kaba birşeyler döken köylü bir kadın, ayakta başını aşağı doğru eğmiş evin erkeği ve sofrada oturup annesine doğru bakan genç çocuk. Çoğunlukda koyu renkler hakim, az ve yerinde ışık kullanılmış.
*3 bkz : K.Özsezgin-M.Aslıer, a.g.e. , s: 138Kaynaklar :
*1 bkz : Kaya Özsezgin-Mustafa Aslıer, Başlangıcından Bugüne Kadar Çağdaş Türk Resim Sanat Tarihi Cilt:4, Tiglat yay. 1989, s:124-125
*2 bkz : Meydan Larousse 5, s:326-330
*4 bkz : Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Türkiye’de Sanatın Bugünü ve Yarını, Güzel Sanatlar Fakültesi yay. 1, 1985, Bölüm: Çağdaş Açıdan Türk Grafik Sanatçıları (Mürşide İçmeli) s:61-66
*5 bkz : a.g.e., Bölüm :Son Yüzyılda Türkiyede Özgün Baskı Resim Sanatı (Mustafa Aslıer), s:33-38.
*6 bkz : K.Özsezgin-M.Aslıer, a.g.e., s:133-136
*7 bkz : a.g.e., s:137-138