1940 SONRASI TÜRK RESMİNİN GENEL ÇİZGİLERİ

Aslında 1940 gibi bir tarihle konumuza bir sınır koymanın yanlış olacağı kanısındayım,bu nedenle geçmişimizdeki yakın bir tarihten de faydalanılmaması gibi bir mantık çıkarılmamalıdır. Çünkü bu dönemlerde olan sanat ilişkileri, önceki sanat anlayışlarıyla bir etkileşim içindedir.

Batıyı örnek alarak devletin sanata olan desteği 1940 yıllarının biraz öncelerine rastlayan ve daha somut görünümler çizen “yönlendiricilik” ilkesiyle sağlanmıştır. Bu açıdan bakıldığında buluş ve yeniliklere yatkın çabalar,böylece daha bir etkinlik kazanmış,çağdaş sanatı ve sanatçıyı daha yakından izleme ve değerlendirme çabaları, yeni bilinç tohumlarının yeşermesine de ortam hazırlamıştır.(*1)

Bu dönemde sanatçılar iki sorunla karşı karşıya kalmışlardır. Birincisi, batı sanatı dikkatle takip edilecek, hem de kendi öz kültürümüze has bir sanat anlayışı oluşturulacaktı. İkincisi ise, sanatı evrensellik düzeyinde uygulamaları ve bunu da gerçekleştirmeleri kendilerinden bekleniyordu. Tabii ki bu iki sorun birçok zaman kendi içlerinde karmaşalara neden olmuştur.

Sanatçılarımız hal böyleyken çağdaş dünyanın onlara getirdiği yeni biçim ve olanakları uygulama çabalarından vazgeçmemişlerdir.

‘D Grubu’ ve ‘Müstakiller’ in öncesinden,Çallı Kuşağı ile bizlere aktarılan izlenimci akım yavaş yavaş 1940’larda genç kuşakların eleştirilerine maruz kalmıştır. Özellikle de inşacı eğilimleri ağır basan Zeki Kocamemi ve arkadaşlarının görsel tercihleri bunda çok etkili olmuştur. Bu sırada batıda ise Kübizmin yanı sıra yeni sanat akımları ve yeni kişilikler kendini göstermeye başladı. (*1)

Türkiye ise 1945-1945 yılları arasında sanatta kendi içinde hesaplaşmaya gitmiştir. Çevre insanının geleneksel yönlerini yansıtan bir anlayış ve izlenimcilikten uzaklaşan resim anlayışı çatışmalara sebebiyet vermekteydi.

1937’de Resim-Heykel Müzesi’nin açılması,1939’da Devlet Resim ve Heykel sergilerinin açılması, Türk ressamlarının programlanmış gruplar halinde Anadolu’nun uzak illerine gönderilmesi bu dönemin içe dönük kültür politikasının ürünüdür. Ressamlarımız bu dönemde hala İstanbul’un çehresini ve yıkık dökük evlerini çizmekten kendilerini alıkoyamamışlar, eskinin etkisinden kolay bir şekilde kurtulamamışlardır. Bu yüzden yeni akıma kuşkulu bakmaktan kendilerini uzak tutmayı başaramamışlardır.

İşin ilginç yanı ise 1940’lı yıllarda toplumsal içerikli resimler yapan sanatçılar,1950’yıllarda soyut sanatın başlıca savunucuları olmuştur. Fakat başlıca sorunlardan biri de yeni akımı halka benimsetebilmektir.

Malevitch, Kandinsky ve Van Doesburg’un somut ve soyut sanata ilişkin ilk kurumsal düşünceleri, Max Ernst’ in “resim ötesi” yorumu, Türk ressamları üzerinde Andre Lhote gibi önemli etkileri olan sanatçılar soyut eğilimlere basamak hazırlamışlardır.(*1)

Türkiye bu dönemlerde batının teknolojisini yakalamak arzusuyla birlikte sanatsal alanlarda da eksik olduğu tarafları tamamlamaya çalışmış ve yoğun bir çaba göstermiştir.

Buna takibende 1950’li yıllarda özgürlükçü demokrasinin, ülkenin sanat anlayışına batıdaki sanatsal akım ve yenilikler günü gününe takip eden bir politika izlediğini görmekteyiz.

İşte ülkemizin resim ve heykelde yoğun bir şekilde soyut sanata olan eğilimleri bu döneme rastlamaktadır. Batıdaki akımların örnek alınması ilk defa değildir. Örnek olarak “Deformasyon” ilkesini gösterebiliriz. Ama sanatçıların kişisel eğilimlerine yön verdikleri tarih 1950 sonralarıdır.

Adnan Çoker’in Lütfü Günay’la birlikte açtığı ilk soyut sergi Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde “sergi öncesi” adı verdikleri 1953 yılındaki sergidir. Aynı ikili bir yıl sonrada bir sergi daha açmışlardır. Aynı galeride bir süre sonra Cemal Bingöl’de non-figüratif eserlerden oluşan yapıtlarını sergilemişlerdir.

Tabii ki gelenekleri tamamen batıdan farklı olan bir ülke için modern batı felsefesi üzerinde sanatını inşa etmeyi başarmayı çalışması zor, hatta olanaksızdır.

Bir yıl sonra yeni yirmi Türk ressamı birlikte bir sergi daha açmış onlar da bir bildiri yayınlamıştır. Bildiride halkı kimi sanatçıları soyut sanatı anlamaya davet etmişlerdir.

Bazı “D Grubu” sanatçıları ile Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği’nde bulunan bazı sanatçılar soyut sanat uğraşları içine girmiştir.

Resimde Zeki Faik İzer, Halil Dikmen, Nurullah Berk, Sabri Berkel, Refik Epikman, Hamir Görele, Bedri Rahmi Eyüboğlu, heykelde ise Zühtü Müridoğlu ve Hadi Bara’dır.

Bu dönemde soyut sanatta eski Türk kaligrafisinden yola çıkıp çizgisel bir spontaneiteyi denemişler ve geleneksel yüzey şematizminin geometrik renk planları ve tezyini değerleri yönünde çözümler aramışlardır.

Türkiye’de giderek artan soyut eğilimler 1954 de, Cemal Tollu ve Halil Dikmen’in non – figüratif resmin halı, eski yazı vb. geleneksel “dekoratif” sanatlardan tamamı ile ayrı ve plastik bir endişenin ifadesi olduğu konusunda bileştikleri bir yazı ile karşılaşıyoruz.

Tabii ki bu tür şeyler yaşanmaktaydı. Çünkü köklü bir soyutlama geleneğine sahip olan ülkemizde çağdaş soyutlama kavranması ve çözümü güç bir sorunsal haline gelmiş bir ortamda özüne inme çabaları yoğun bir şekilde yaşanan süreçte karmaşanın oluşması gayet doğaldı.

Sanat yaşamını Paris’te sürdüren Nejat Devrim, Selim Turan ve Fahrünisa Zeid’in soyut çalışmalara katılmasının yanında, Türk sanat çevrelerinde akademi içi ve dışında da Nuri İyem, Zeki Faik İzer gibi sanatçılar tarafından da desteklenmektedir. Fakat soyut sanatın yerel ulusal geleneklerin özümsediği “somut” bir temele oturması gerektiği hakkında görüşler, olaya genel olarak biçim ve yüzeysel doku açısından yaklaşan sanatçılarla tartışmalara neden oluyor. Bu arada, soyut resme yönelik resim çabalarının temelinde bazen renk unsuruna ağırlık kazandırmış olan figüratif eğilimlerin bulunduğuna dikkat çekilmelidir.(*2)

Resmi ya da özel imkanlarla Paris’e ya da yurt dışına giden ressamlar, yaşantının özgürlüğü ve kültürel etkinliklerin fazlalığı nedeniyle yurda dönmemekte direnmişlerdir. Bazı birkaç istisnalar dışında Paris ortamında hiç önemsenmedikleri bir gerçektir.

1977 yılında İstanbul’da açılan bir sergi, sanat yaşamlarını dış ülkelerde geçiren 20 kadar sanatçıyı bir araya topladı. Paris’te uzun yıllar yaşayan sanatçılar arasında Hakkı Anlı, Abidin Dino, Selim Turan, Adnan Varınca, Avni Arbaş, Nejat Melih Devrim, Erdal Alantar, Yüksel Arslan, Serkis Zabunyan gibi isimler genç kuşaktan Gürkan Coşkun, Utku Varlık gibi sanatçılar vardır. Amerika’da Burhan Doğançay ve Erol Akyavaş, Avusturya’da Erol Deneç, gene Paris’te bulunmuş Fikret Mualla ve intihar eden Hale Asaf Hanım vardır. Özellikle de Fikret Mualla oldukça sansasyonel ve önemli bir isimdir. Fikret Mualla, Batı sanatına karşı çıkıp gelmiş olduğu yerel duyarlılığı koruyabilmesini bilen ender sanatçılardan biridir. (*2)

1954 yılındaki “üretim” konulu bir yarışması vesilesiyle adı geçen ve Paris’te yaşayan Prenses Fahrünisa Zeid, ilk eşinden olan, yaşamını yurt dışında sürdüren Ressam Nejat Melih Devrim’in de annesidir, aynı zamanda da Aliye Berger’in kız kardeşidir.

Fahrünisa Zeid, resimleri büyük boyutlarda yaptığı yağlı boya resimlerinde, soyut sanat anlayışına ilgi çekici katkılarda bulunmuştur.

1- Batı sanatı ile bir sentez yaratma çabası “ekol” kavramının ortaya atılmasına sebep olmuştur. Bu durum ise her sanatçının kendi başına buyruk yarattığı kişilik odaklarına dönüşmüştür.

2- Batıdaki sanatçılarımız kendilerini hiç bir zaman tam bir batılı sanatçı gibi hissedememişler ve doğulu olduklarını inkar etmemişlerdir.

3- Batının anlayışını aynen almama düşüncesi ve özgün bir şeyler yaratma mantığı karşısında bu tür sorunlar ortaya çıkmıştır. Fakat sadece Batıdaki sanatçılarımız değil, yurdumuzdaki sanatçılarımızda doğulu bir yaratıcı olduklarını iç dünyalarında hissetmişler ve rahatsızlık hissetmemişlerdir.

Artık sanatçılarımız kendilerini yenileme konusunda tutucu olmayı bırakmayı tercih etmeye başlamışlardır.

Özellikle 1960 sonrası, toplumsal sorunlar görsel plandaki anlatımları iyiden iyiye etkisini duyurmuş, bu eğilim sanatçılarımızın bir kısmının soyuttan somut biçimlere kaymaları için uyarıcı bir işaret niteliği taşımıştır. Değişme isteğinin kökeninde tekrara düşme korkusunun büyük ölçüde etkisi olmuştur.

Bu arada galeri ve sergi sayıları oldukça artmaya başlamıştır. 1960’larda galeriler arttıkça yapıt alım satımı da artmıştır. Fakat bunlarında asıl nedeni eğitim veren sanat okullarının artmasıdır.

1960-80 yılları arasında yeni figüratif araştırmalar çoğalmıştır. Bu yönde çalışan sanatçılar arasında Avrupa’nın ekspresyonist akımlarına mensup sanatçılardan etkiler kazanmış olanlar vardır. Oscar Kokoshka’dan etkilenen Orhan Peker, bunlardan biridir. Yüksel Arslan ve Cihat Burak gibi sanatçılar etkili katkılarıyla gençlerin yeni figür eğilimlerine yön verenler arasındadır. Nedim Günsür’de bunlardan biridir. (*2)

Resim 472. “Zeytinli Kahvaltı”. Ali Çelebi.31x39 cm. Yağlıboya Tuval. Özel Koleksiyon

Ali Çelebi’nin yapmış olduğu “Zeytinli Kahvaltı adlı bu resmin empresyonizmin etkilerini taşımakta olduğunu görmekteyiz. Rahat fırça darbeleri ve renklerin birbiri ile olan uyumu gözümüze çarpmaktadır. Çayın kırmızı rengi kompozisyondaki diğer renklere sanki biraz daha rahatlık katmaktadır

Resim 473. “Pencereden Görünüş”. Nazmi Ziya. Yağlıboya Tuval

Pencereden görünen doğal çevre içindeki ağaçların, çiçeklerin ve de gökyüzünün oluşturmuş olduğu bir renk cümbüşü ile karşılaşmaktayız. Oldukça temiz renklerle ve sadeleşmiş bir biçimde yansıtılan doğa, bizlerde bir penceredeki görüntünün bu kadar güzel olabileceği kanısını uyandırmaktadır.

Resim 474. Natürmort. Yağlıboya Duralit. Eşref Üren. 30x46cm. Özel Koleksiyon

Resimdeki kompozisyonu oluşturan nesnelerden meyve tabağı ve onun oturduğu zemin, bir renk uyumunu sağlamakla kalmamış, arka fonu da bütünlemiştir.

Resim 475. Manzara. Cevat Dereli. Yağlıboya Tuval. Özel Koleksiyon.

Cevat Dereli’nin bu resminde, çok büyük bir rahatlık, fırça darbelerinde spontan bir anlayış, renklerde de bir şeffaflık gözümüze çarpmaktadır.

Resim 476. “Ankara’da Kış”. Şefik Bursalı. 49x59 cm.. Yağlıboya Tuval. Ankara Resim ve Heykel Müzesi.

Yeşil rengin egemenliği altındaki bu resimde kompozisyonu sol alt köşede bulunan anne ve çocuğun tamamladığını söyleyebiliriz. Bir kar manzarasının yeşille olan uyumu ve sokakta yaşanan canlılık çok iyi bir şekilde resmedilmiştir.

Resim 477. “Salı Pazarı Kahvelerinde”. Eren Eyüboğlu. 50x70 cm.. Yağlıboya Tuval. Özel Koleksiyon.

Eren Eyüboğlu bu resminde insan ve hayvan figürleri üzerinde fazlaca yoğunlaşmıştır. Daha çok rengin lekesel etkilerini bizlere aktardığını hissetmekteyiz. Bu anlayış içerisinde perspektifi de kaybetmemeyi özen gösterdiğini de görmekteyiz.

Resim 478. Natürmort. Eren Eyüboğlu. 70x100 cm.. Yağlıboya Tuval. Özel Kolleksiyon

Oda içindeki bir sofranın çok lekesel bir tarzda yansıtıldığını ve duvarın içinden fırlıyormuş gibi bir etki ile resmedildiğini görmekteyiz.

Resim 479. “Yeşil Masa”. Numan Pura. 21x30 cm. Yağlıboya Tuval. Özel Koleksiyon.

Oda içindeki bir mekanın renklerindeki saydamlığı göze çarpmakta ve suluboya tarzıyla yapılmış gibi bir his uyandırmaktadır. Renkler oldukça zengin ve masanın yeşil rengi resme ayrı bir tat katmaktadır.

Resim 480. “Oyun Oynayanlar”. Numan Pura. 15,5x16 cm. Suluboya. Özel Koleksiyon.

Numan Pura’nın bu resmi koyu renklerin hakim olduğu bir lekesel anlayışla karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca figürlerde ayrıntıya hiç önem verilmemiştir.

Resim 481. “Moda Çay Bahçesi”. Nermin Pura. 24x33 cm. Pastel. Özel Koleksiyon.

Pastelle yapılmış olan bu resimde bir şeffaflık ve dikkatli bir perspektif anlayışın resmin bütününde hakim olduğu apaçık görülmektedir. Figürlerde, ayrıntıya ve ışık-gölgeye oldukça önem verilmiştir

Resim 482. “Doğa 1970” Şadan Bezeyiş. 130x157 cm. Yağlıboya Tuval. Özel Koleksiyon.

Bu resmin, bir çok akımın sanki bütünleştirilmesi gayesini güden bir eser olarak karşımıza çıktığını görmekteyiz. Kolaj tekniği havasında yapılmıştır

Resim 483. “Ponto ve Tablo”. Mustafa Ayataç. 150x150cm. Yağlıboya Tuval. İstanbul Resim Heykel Müzesi

Mustafa Ayataç’ın bu resmi grafiksel ve şematik bir anlayış içerisinde resmedilmiştir.

Resim 484. Mevleviler. Cevat Dereli.35x50cm Takribi. Yağlıboya Tuval. Özel Koleksiyon

Cevat Dereli’nin resimlerinde genelde bir hareketlilik ve desen gücü yüksek bir anlayışın hakim olduğunu ve aynı düşüncenin bu resim için de geçerli olduğunu görmekteyiz.

Resim 485. Manzara. Pertev Boyar. 48x59 cm. Yağlıboya Tuval. Özel Koleksiyon.

Bu resimde güzel İstanbul Manzarası ile karşılaşmaktayız. Resimde renk perspektifi gayet usta bir şekilde uygulanmıştır. Renkler tuvale oldukça temiz ve doğal haliyle resme aktarılmıştır.

Resim 486. Natürmort. Vecih Bereketoğlu. 46x55 cm.. Yağlıboya Tuval. Özel Koleksiyon.

Resimde çok iyi bir renk uyumu hakim olmakla beraber gerçekçi bir tarzda yansıtılmıştır. Ayrıntılara mümkün olabildiğince, lekelere rağmen girilmiş ve cesur fırça darbeleriyle de resme bir hareketlilik getirilmiştir.

Resim 487. “Çiçekli Kız”. Hamit Görele. 62x87 cm. Yağlıboya Tuval. Ankara Resim ve Heykel Müzesi.

Hamit Görele “Çiçekli Kız” adlı bu resminde oldukça donuk, grimsi ve sade bir renk anlayışını yansıtmıştır. Bu nedenle resimde bir durgunluk gözlenmektedir. Ressam realist bir tarzda bizlere aktarılmıştır diyebiliriz.

Resim 488. Ayasofya. Naci Kalmıkoğlu. 28x37 cm. Yağlıboya. Özel Koleksiyon.

Sanatçı, Ayasofya’nın güzelliğini ayrıntılardan uzak olarak resmetmiştir. Eser açık-lekesel değerlere sahip bir resim olarak karşımıza çıkmaktadır.

Resim 489. “Balıkçı Dükkanı”. Cevat Dereli. Yağlıboya Tuval. Özel Koleksiyon.

Cevat Dereli bu resmin içinde 475. ve 484. resimdeki desen tarzındaki akıcı fırça darbelerini gene uygulamaktan kendini alıkoyamamıştır. Renkler yine flu olarak resme aktarılmıştır.

Resim 490. Şehvet. Edip Hakkı Köseoğlu. 40x50 cm. Takribi Yağlıboya Tuval. Özel Koleksiyon

Resimde insanın içindeki şehvet uyandıracak şekilde uzanmış bayan figürüyle resmin arka fonundaki renk, hem figürü bütünlemekte hem de onun duruşunun öne doğru çıkmasına yardımcı olmaktadır.

Resim 491. “Sokak Kavgası”. Edip Hakkı Köseoğlu. 60x70 cm. Takribi Yağlıboya Tuval, Özel Koleksiyon.

Edip Hakkı’nın bu resmi bir sokak kavgasını mekan olmadan ve gerçekten olay yaşatılıyormuşçasına bize aktarılmıştır. Resimde sis gibi bir hava verilerek figürlerin ayrıntılarından kaçınılmıştır.

Resim 492. “Böcekli Elmalar”. Mahmut Cüda. 36x45cm. Yağlıboya Tuval. Ankara Müzesi

Bu natürmort oldukça gerçekçi bir tarzda ve sanki renkleri okşarcasına resmedilmiştir.

Resim 493. “Moda’da Çay Bahçesi”. Numan Pura. 14x19 cm. Pastel.

Numan Pura bu resminde doğanın tüm renklerini figürlerin de eşliğiyle ortaya çıkarmaya çalışmış ve cıvıl cıvıl bir eser yaratmıştır.

Resim 494. “Hamamda Yıkanan Kadınlar”. Nurullah Berk. 70x70cm.Yağlıboya.Özel Koleksiyon.

Nurullah Berk’in bu çalışması soyutlamacı ve şematik olarak resmedilmiştir. Ayrıca renk uyumu da gözlerden kaçmamaktadır.

Resim 495. “Han”. Bedri Rahmi Eyüboğlu. 70x100 cm. Akrilik. Özel Koleksiyon.

Eyüboğlu’nun “Han” isimli bu tablosu mor rengin tüm güzelliğinin ortaya çıkarıldığı bir resimdir. Üstelik resimde, bir desen ve bu tarzla yaratılmış bir renk cümbüşü de resme hakimdir.

Resim 496. “Karagöz Oyunu”. Feyhaman. 89x116 cm. Yağlıboya. Resim ve Heykel Müzesi.

Sıcak renklerin hakim olduğu ve ışık şiddetinin ön plana çıkarıldığı bir resimdir.

Resim 497. “Kır Kahvesi” Bedri Rahmi Eyüboğlu. 48x53cm. Yağlıboya. İş Bankası Kolleksiyonu.

Ağaçlarda fırça darbelerinin etkilerinin rahatça gözlendiği ve kahverengi rengin diğer tüm renklerle nasıl bir bütünlük içinde yansıtıldığını gösteren bir resimdir.

Resim 498. “Bağ Bozumu”. Refik Epikman. 44x63cm. Yağlıboya. İş Bankası Koleksiyonu.

Resmin genelinde sarı rengin hakim olduğu görülmektedir. Resim yoğun fırça darbeleriyle yapılmış ve bu yüzden de resmin genelinde ayrıntıya fazlaca girilememiştir.


KAYNAKÇA

  1. Başlangıcından Bugüne Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi, Cilt 3 (*1) Kaya Özsezgin.
  2. Çağdaş Türk Sanatı(*2)
  3. Sezer Tansuğ.